PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Aİhm



EğitimCafe
01-Jul-2010, 00:08
GİRİŞ

İnsan hak ve özgürlüklerinin geçmişi çok eskidir. Eski Yunan’a ve Roma’ya kadar gider, insan haklarının korunması ve güvence altına alınması II. Dünya Savaşına kadar, esas itibariyle bir iç hukuk, bir anayasa sorunu olarak görülmüştür. 20. yüzyılda insan hakları alanında en önemli gelişme, bireyin ulusal hukuk yanında, uluslararası hukuk öznesi durumuna gelmeye başlamasıdır. II. Dünya Savaşının doğurduğu acı sonuçla, insanın insan olarak değerini, insanlar arasındaki eşitliği reddeden görüşün yeniden ortaya çıkmaması, için insan haklarına saygılı bir düzenin kurulması zorunlu görülmüştür. Evrensel bir, insan haklarına saygılı düzenin kurulması arzusuyla BM Genel Kurulu 10 Aralık 1948’de İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni kabul ve ilan etmiştir. Bu bildiri yalnız BM düzeyinde kalmamış, bölgesel nitelikte olan “İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme” kısa adı AİHS’ye de kaynaklık etmiştir.

Avrupa’nın ilk siyasi kuruluşu olan Avrupa Konseyi’ne ilişkin statü 10 devlet tarafından 5 Mayıs 1949’da Londra’da imzalanmış ve 3 Ağustos 1949’da yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Avrupa Konseyi’ne 8 Ağustos 1949’da katılmıştır. Avrupa Konseyi, kuruluşundan kısa süre sonra insan hakları alanındaki ilk sözleşmesini imzaya açmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS). Bu sözleşme 4 Kasım 1950’de Roma’da imzalanmış ve 3 Eylül 1953’te yürürlüğe girmiştir. Günümüzde AİHS, 45 Avrupa Konseyi üyesi devletin 44’ü tarafından onaylanmış bulunmaktadır. Sözleşme getirdiği uluslararası koruma sistemiyle insan hakları alanında bir anlayış değişikliği yansıtır.

Birincisi insan haklarını ulus devletlerin iç işleri alanında çıkarmakta, devletlerin işledikleri insan hakları ihlallerinin uluslararası alana taşınmasına imkan vermektedir. İkincisi, insan hakları ihlalleri nedeniyle devletlerin bireylerce şikayet edilme yolunu açarak, bireyi uluslararası hukukun öznelerinden biri haline getirmektedir. Kısacası, sözleşme bireyi uluslararası hukukta da hak sahibi yapmıştır. Üçüncüsü devletlerin ihlalleri nedeniyle uluslararası alanda yargılanabilmelerini mümkün kılmakta ve insan hakları alanında uluslararası bir yargısal düzen kurmaktadır. Bu yenilikler, uluslararası insan hakları hukukunun gelişimine AİHS’nin katkılarını yansıtır. AİHS de süreç içinde bazı değişikliklere uğramış ve günümüze değin kabul edilen 13 ek protokolle değiştirilmiştir. Bu protokoller arasında yer alan 11 nolu protokol AİHS’ye taraf devlet sayısının yarattığı reform ihtiyacını karşılamak ve sözleşmenin etkinliğini arttırmak amacıyla koruma sisteminde köklü değişiklikler yaratarak sözleşmeyi yeniden yapılandırmıştır.

11 Nolu Protokol Öncesi ve Sonrasında

I. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ

11 nolu protokol ile değiştirilmeden önce AİHS, sözleşmede yer alan güvence sistemini işletmek amacıyla iki denetim organı kurmuştur. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Birer sözleşme organı olarak kurulan bu yapıların yanı sıra, AİHS ile yaratılan bir organ olmayan, Avrupa Konseyi’nin siyasal organlarından biri olan Bakanlar Komitesi de AİHS’nin denetim sisteminde yargı-benzeri yetkilere sahipti.

Bu protokolün hazırlanmasındaki temel etken, sırasıyla komisyon ve mahkeme tarafından incelenen şikayet başvurularının, gerek artan iş yükü, gerekse de usulü düzenlemelerdeki yetersizlikler ve boşluklardan ötürü, sonuca bağlanmasının çok uzun sürmesi olmuştur. 11 nolu protokol, Sözleşme’nin denetim mekanizmasını temelden değiştirdiği için ihtiyari olmayan bir protokoldür. Değişiklikler bu kadar köklü olduğu için, protokolün yürürlüğe girişi bütün devletlerin onaylamaları şartına bağlanmış, protokolün, en son imzadan 1 yıl sonra yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir. 11 nolu protokol sözleşmenin denetim organı olarak tek yapı öngörmüştür. “Yeni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi” protokol, mevcut Avrupa insan Hakları Komisyonu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni kaldırmış, Bakanlar Komitesi’nin başvuruların esasını karara bağlama yetkesine son vermiş ve tam zamanlı olarak çalışacak Yeni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni düzenlemiştir. Böylece AİHS çerçevesinde ikili bir yapıda işleyen denetim sistemi terk edilerek tek mahkeme sistemine geçilmiştir. Böylece protokol, başvuruların karmaşık inceleme usulünü basitleştirmiştir .Protokolün en önemli yeniliklerden birisi Komisyon’un kaldırılması, Bakanlar Komitesi’nin yargı-benzeri işlevine son vermiş olmasıdır.



A. AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

HAKİMLER

Mahkeme sözleşmeye taraf devlet sayısına eşit hakimden oluşur. Bugün mahkeme 44 hakimden oluşmuş bulunuyor. Mahkeme üyeleri her sözleşmeci devletin gösterdiği 3 adaydan oluşan bir listeden, Avrupa Konseyi Parlamenterler meclisi tarafından oy çokluğuyla seçilmektedir. Yargıçlar 6 yıllık bir dönem için görev yapmaktadır. Bununla birlikte görev süresi sona eren yargıçların yeniden seçilebilmeleri mümkündür. Yargıçlar için 70 yaş sınırı getirilmiştir ve mahkemede aynı devletin birden fazla yurttaşının üye olarak bulunmayacağı ilkesine yer verilmemiştir. Yargıçların yüksek yargısal bir göreve atanabilmek için gerekli niteliklere sahip veya hukukta uzmanlıkları ile tanınmış olmaları ve yüksek ahlaki niteliklere sahip olmaları gerekmektedir.

Mahkeme üyeleri, adlarına seçildikleri devletlerin temsilcileri olarak değil, kendi adlarına görev yapmaları ve bağımsız olarak karar vermeleri öngörülmüştür.

B. MAHKEMENİN KURULLARI

Mahkeme komiteler, Daireler, Büyük Daire ve Genel Kurul şeklinde toplanmaktadır.

KOMİTELER

Sözleşmenin 27. maddesinin 1. fıkrasına göre daireler tarafından belirli bir süre için 3 hakimden oluşan komiteler oluşturulur. Komitelerin görev süreleri 1 yıldır. AİHM Başkanı, Bölüm Başkanları ile görüşerek kurulacak komitelerin sayısını belirler. Sözleşmenin 28. maddesine göre eğer bir bireysel başvurunun daha fazla incelenmesi gerekmiyorsa, komite “oybirliğiyle” kabul edilmezlik veya kayıttan düşürülme kararı verebilir. Bu kararı kesindir. Bu suretle, esas itibariyle komitelerin görevi, bir kabul edilmezlik kararıyla özellikle açıkça dayanaktan yoksun başvurulan mahkemeye girmesini basit bir usul içerisinde engellemektedir.

DAİRELER

Sözleşmenin öngörmüş olduğu yeni yapıda normal olarak Daireler, mahkemenin genel yetkili karar organlarıdır. Bunlar, sözleşmenin 30 ve 43. maddelerinde düzenlenen istisnai durumlar dışında gerek bireysel, gerekse devlet başvuruları hakkında kesin kararı verirler. Daireler 7 üyeden oluşur. Üyeler, Bölüm Başkanları tarafından kendi üyeleri arasından rotasyon usulü ile seçilirler. Bu sebeple, dairelerin oluşumu sabit olmayıp olaydan olaya değişiklik gösterir. Dairede, Bölüm Başkanı ve aleyhine başvuruda bulunulmuş olan ilgili devletin milli hakimi yer almaktadır. İlgili devletin milli hakimi başvurunu gönderilmiş olduğu şubenin üyesi değilse, sözleşmenin 27. maddesi gereğince dairede görev gereği (ex Officio) dışarıdan üye olarak yer alır.Milli hakimin Dairede yer almaması veya davadan çekilmesi halinde ilgili devlet bunun yerine ad hoc bir hakimin atanmasını talep edebilir. (içt. m. 29) Dairenin diğer üyeleri ise, mahkeme başkanı tarafından ad çekme yolu ile belirlenmektedir.

BÜYÜK DAİRE

İçtüzüğün 24. maddesine göre büyük daire 17 üyeden oluşur. Ayrıca, AİHM Başkanı ve diğer bölüm Başkanları, Büyük Dairenin doğal üyeleridir. Büyük Daire istisnai durumlarda yargılama yetkisine sahiptir. Bir dairenin yargılama yetkisini Büyük Daireye bırakması durumunda (md. 30) ve bir daire dava hakkında karar verdikten sonra, tarafların “davanın yeniden görüşülmesi” ne yönelik taleplerinin kabul edilmesi (md. 43) halinde, dava Büyük Daire tarafından karar bağlanır. Ayrıca Bakanlar Komitesine “İştişari mütalaa” verme yetkisi de Büyük Daireye tanınmıştır (md. 31).

GENEL KURUL

Mahkeme üyesi bütün hakimlerin bir araya gelmesiyle oluşan Genel Kurul, yapısındaki büyüklük gereği yargısal bir göreve sahip değildir. Genel kurul, mahkeme başkanının, başkan yardımcıların, daire başkanlarını, yazı işleri müdürünü ve yardımcılarını seçer, daireler kurar ve mahkeme içtüzüğünü kabul eder.

II. MAHKEMENİN YETKİSİ

Mahkeme, AİHS’nin çiğnenip çiğnenmediğini ancak ya devlet başvurusu yada bireysel başvuru üzerine inceler.Bir başvuru yapılmadan, mahkeme kendiliğinden bir devletin sözleşemeye aykırı hareket edip etmediğini inceleyemez. Mahkemenin yetkisi şikayetin taraflarına, konusuna, zamanına ve bölgeye göre belirlenir. Mahkeme her somut olayda, bu 4 unsuru göz önüne almak ve yetkili olup olmadığı konusunda karar vermek zorundadır.

A. KİŞİSEL GEÇERLİK ALANI (ratione personae)

Şikayetçi Açısından

AİHM’ne başvurular, sözleşmenin 33. maddesine göre devletler veya 34. maddesine göre kişiler, devlet dışı kuruluşlar yada birey toplulukları tarafından yapılabilir.

Sözleşmenin 33. maddesine göre akit devletlerden birisi hak ve özgürlükleri ihlal edilenlerin kendi vatandaşı olup olmadığına bakmaksızın, diğer akit devletlerin sözleşmeyi ihlal ettiği iddiasıyla mahkemeye başvurabilecektir. Devletlerarası başvuru, uluslararası hukukun geleneksel ilkelerinden önemli bir sapma oluşturmaktadır.Geleneksel devletler hukukuna göre bir devlet ancak bir başka devletin işlediği ihlalden kendisinin yada vatandaşlarının mağdur olduğunu iddia ederek uluslar arası girişimde bulunabilmektedir. Bu yetki sözleşmeci devlete, yalnız kendi yada uyruğunun çıkarını korumak için değil, sözleşmenin uygulama alanı içinde, sözleşmeden doğan kamu düzeninin korunması için tanınmıştır. Bu yetki uluslararası hukukta geleneksel olarak tanınan “karşılıklılık” ilkesine dayanmamaktadır. Bu yetki sözleşmenin getirdiği ortak güvence sisteminin zorunlu bir gereğidir. Devletlerarası başvuru yolu, sözleşmeye taraf devletlerin objektif sorumluluklarına dayandığından başvuruda bulunulan devletin mağdur olması gerekmez. Sözleşmeci devletin mahkemeye başvururken ilgili devletçe sözleşmeye aykırı davranılmasının doğrudan yada dolaylı, bireysel başvuruda koşu olarak arandığı gibi, kendisine zarar verildiğini ne ileri sürmesine ne de kanıtlamasına gerek vardır. Bunun gibi başvuruda bulunan devletin kendi vatandaşlarına karşı bir ihlal iddiasını ileri sürmesi de gerekli değildir.Sözleşmeye taraf olmayan devlet vatandaşları veya vatansızlar, hatta şikayet edilen devletin kendi vatandaşlarının haklarının korunması için de şikayet yapabilirler.Bir devletlerarası başvuruda sözleşmeye taraf bir devletin ulusal yasalarının da sözleşme ile bağdaşmadığı ileri sürülebilir.Bu durumda devletlerarası başvuru, taraf devletlerin ulusal mevzuatlarının sözleşmeye uygunluğunun soyut olarak incelenmesine olanak verir. Sözleşmeci bir devletin genel, sürekli, sistematik nitelik taşıyan idari pratikleri de devletlerarası başvuru yolu ile şikayet edilebilir.

Devletlerarası başvurularda, AİHM’nin konu yönünden yetkisi, bireysel başvurulara oranla daha geniştir.Bu başvuru yalnız sözleşmede güvenceye alınmış hak ve özgürlüklere saygı gösterilmemesinden kaynaklanmaz. Bunun dışında kalan her tür sözleşmeye aykırı tutum ve davranışlar da devletlerarası başvuruya konu olabilir. Sözleşmenin objektif niteliği, 19. maddeden de anlaşılmaktadır. Bu hükme göre mahkeme, akit devletlerin sözleşmeyle üstlendikleri yükümlülüklere riayet edip etmediklerini izlemekle görevli olduğundan, sözleşmenin ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesinde, şikayetçinin iddiasıyla bağlı olmayıp konuyu re’sen (ex officio) bütün yönleriyle inceleme yetkisine sahiptir.Sözleşmenin bu niteliği sonucu başvuran şikayetini geri alsa da, mahkeme kamu yararına incelemesini sürdürebilir. Devletlerarası başvuru yolu bugüne değin oldukça az kullanılmıştır. Bu durumun en önemli nedeni, devlet başvurularının siyasal niteliğidir. Uygulamada bu yolun büyük ölçüde siyasal baskı aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Devlet başvurularının sayıca azlığı sözleşme ile getirilen koruma mekanizması içinde asıl önemli yolun bireysel başvurular olduğunu, devletlerarası başvuruların ise ikincil bir yere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, sözleşmeyi hazırlayanların sözleşmedeki hak ve özgürlüklerin özellikle devletlerarası başvuru yolu ile güvenceye alınacağına ilişkin varsayımlarının gerçekleşmediğinin de açık bir delilidir.

BİREYSEL BAŞVURULAR

11 nolu protokolden önceki sistemde, bireylerin Avrupa İnsan Hakları Divanına başvurma olanakları yoktu. Birey sadece dava Divan’da görüşülürken Komisyon’un yanında görüşlerini açıklayabilmekti. 11 nolu protokolden önce devletlerarası ve bireysel şikayet başvurularının ilk adresi olan ve onlar hakkında öninceleme yaparak kabul edilebilirliği ve kabul edilenler için hazırlayacağı nihai raporu karara bağlayan Komisyon kaldırıldığından, şikayetler artık doğrudan mahkemeye iletilmektedir.

Yeni sistemde bireye dava hakkı tanındığı için, birey başvurusu da zorunlu hale gelmiş bulunmaktadır. önceki sistemde, sadece devlet başvuruları için zorunlu yetki mevcuttu.

Yeni sistemde, devletlerarası başvurular için sözleşme’nin 33. maddesi ve bireysel başvurular için 34. maddesiyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni başvuru otomatik olarak güvenceye alınmış bulunmaktadır. bu otomatik güvence, aynı zamanda, eski sistemde her zaman var olan, devletlerin sözleşmenin 25 ve 46. maddeleri uyarınca yaptıkları bildirimleri yenilememe kararı alma tehlikesini ortadan kaldırmış bulunmaktadır.

Şikayet hakkına sahip olanlar ilk planda gerçek kişilerdir. Sözleşmede hüküm altına alınan haklar vatandaşlıklarına, hangi ırktan oluşlarına bakılmaksızın her insana tanınmaktadır. Gerçek kişinin davalı devletin uyruğu olup olmaması, ülkesinde bulunup bulunmaması, yerli yada yabancı olması, mahkemeye başvurması açısından önemli değildir. Kısaca herkes başvurabilir. Kişinin ulusal hukuka göre ergin ve sezgin olması gerekmez. Kişinin kısıtlı, akıl hastası olması,doğrudan mahkemeye başvurmasına engel değildir. Gerçek kişiler yasal temsilcileri eliyle de mahkemeye başvurabilirler, isterlerse başvuruyu hem kendileri hem de temsilcileri imzalayabilir.

34. maddede geçen “gayri resmi kuruluş” veya özel kişilerden oluşan her topluluk ifadesinden dernekler, vakıflar ve siyasi partiler olmak üzere tüzel kişiliğe sahip bütün kişi birlikleri anlaşılmalıdır. Ancak tüzel kişiler bütün haklardan değil, kendi niteliklerine uygun düştüğü ölçüde, fikir ve ifade özgürlüğü, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü vs diğer haklardan yararlanırlar.

Buna karşılık yerel yönetimler özerk yada yarı özerk hükümet kuruluşları, kamu tüzel kişileri gibi kamu gücünü kullanan birimlerin bireysel başvuru hakları yoktur. Şikayetçi sözleşmenin çiğnenmesinden zarar görmüş olmalıdır. Mahkemeye başvuruda bulunabilmek için, başvuranın menfaatinin kişisel, doğrudan ve güncel olması gerekir. Mahkemeye bireysel başvuruda bulunabilmek için kişinin sözleşme ile korunan hak ve özürlüğünün çiğnendiğini ve somut olarak mağdur olduğunu ileri sürmesi gerekir. Bir kimsenin sözleşmeye aykırılığı ileri sürülen eylem yada işlemden zarar görmüş olması için, kişi ile zarar arasında doğrudan bir nedensellik bağının olması gerekir. Devletlerarası başvurularda iddia edilen ihlalden mağdur olmak gerekmez. Bireysel ve devlet başvuruları arasındaki farklardan biri de budur.

Mahkeme içtihat yoluyla potansiyel ve dolaylı mağdur kavramlarını getirmiştir. Bazı durumlarda sadece o yasanın varlığı, kişinin mağdur olmasına yol açabilir. İşte bu tür durumlarda, yasanın kişiye somut olarak uygulanmadan da zarar verebileceği kabul edilmiştir. Örneğin; gizli telefon dinlenmesi amacıyla çıkarılan bir yasa nedeniyle yapılan başvuruda AİHM burada potansiyel mağdurluk olduğunu kabul etmiştir. Çünkü burada yasanın varlığı mağdur olamaya tek başına yeterlidir. Sözleşme hakkı dolayısıyla ihlal edilen kişilerin de haklarını korumaktadır. Komisyon bu düşünceyle, hakkı ihlal edilen kişilerin yakın akrabalarının şikayetlerini de kabul etmiştir. Ancak şikayetçi somut olayda menfaati olduğunu kanıtlamak zorundadır.

ŞİKAYET EDİLEN AÇISINDAN

Şikayet edilen sözleşmeye taraf olan bir akit devlettir. Mahkemeye yapılan başvurular ister devlet ister bireysel başvuru olsun, sözleşmeyi çiğnediği ileri sürülen Avrupa Konseyi üyesi sözleşmeci devlete karşı yapılır. Eğer aleyhinde başvurulan devlet sözleşmenin tarafı değilse yada protokolde yer alan bir hak ihlali iddiasıyla başvuru yapılıyorsa ve bu protokol aleyhinde başvuruda bulunulan ülke tarafından imzalanmamışsa yada ilgili ülke sözleşmenin 57. maddesine dayanarak bir çekince koymuşsa, yada aleyhinde başvurulan taraf ilgili eylemden dolayı sorumlu değilse bu tür başvurular aynı şekilde reddedilecektir.

B. KONU AÇISINDAN YETKİ (ratione materiae)

Hangi tür hak ve özgürlüklerin çiğnenmesinden dolayı mahkemeye başvurulabilir?Bu sorunun cevabı, mahkemenin konu yönünden yetkisinin saptanmasına bağlıdır. Mahkemenin konu yönünden yetkisi sözleşme ve ek protokollerinde yer alan hak ve özgürlüklerle sınırlıdır. Bunların dışında kalan hak ve özgürlüklerin çiğnenmesinden dolayı mahkemeye başvurma olanağı yoktur.

Sözleşme güvenceye aldığı hak ve özgürlükleri sınırlı olarak saydığı için bu hak ve özgürlükleri yorum yoluyla yenilerini ekleyerek sözleşmenin kapsamını genişletmek mümkün değildir. Protokollerle AİHS’ye eklenen haklar ise yalnız bu protokolleri onaylayan devletler bakımından yükümlülük doğurmaktadır.

Çekinceler: AİHS güvenceye aldığı hak ve özgürlüklere “çekince” getirme yolunu da tanıyarak, taraf devletlere sözleşmenin koruma alanını daraltma olanağı vermiştir. Sözleşmelere konulan çekinceler, belirli maddelerin kendisi bakımından bağlayıcı olmasını istemeyen bir devletin, o sözleşmeye tümüyle taraf olmaktan kaçınmasını önlemektedir, ancak bu yolla sözleşmelerin etkinlik alanı da kısıtlanmakta, insan hak ve özgürlüklerinin alanı daraltılmaktadır. AİHS’nin protokolleri içinde yalnız 4. protokol (md. 4) ile 13. protokol çekince yasağını tanımaktadır. Bu protokollerin çekince yasağını getirmiş olmaları ise, kapsamları zaten sınırlı olan bu protokollerin çekince konularak etkisizleştirilmesini önleme amacına yöneliktir.

Devlet Başvurusu Açısından

Bu başvuru yalnız, sözleşmeci bir devletin, sözleşme ve ekleri ile güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklere saygı göstermemesinden kaynaklanmaz. Bunun dışında kalan her türlü sözleşmeye aykırı tutum ve davranışlar da devlet başvurusuna konu olabilir. Örneğin, bir sözleşmeci devletin bireysel başvuru hakkına engel olması gibi.

Bireysel Başvurular Açısından

Bireysel başvurularda AİHM’nin konu yönünden yetkisi devlet başvurularına oranla daha sınırlıdır. Sözleşmeye her türlü aykırılık devletlerarası başvurulara konu olabildiği halde (md. 33) yalnız sözleşmede güvenceye alınan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiası ile bireysel başvuruda bulunabilir (md. 34).

Bireyin başvurusunda çiğnendiği ileri sürdüğü hak ve özgürlüklerin yer aldığı sözleşme yada protokollerin, yakınılan devlet tarafından onaylanmış olması ve onaylanma sırasında konan çekinceler ile kendi sorumluluk alanı dışında bırakılmamış olması da gerekir.

C. YER BAKIMINDAN YETKİ (ratione loci)

AİHS’nin yer bakımından uygulanmasında genel kural, taraf devletlerin siyasal sınırları içinde ülke topraklarında sözleşmenin uygulanmasıdır. Ancak sözleşmenin 1. maddesine dayanarak bu kural mahkeme içtihatlarıyla genişletilmiştir. Buna göre bir devletin yetki alanı, yalnız ülkesi ile sınırlı değildir, devlet otoritesinin egemen olduğu ulusal sınırların dışında kalan yerleri de içerir. Diplomatik temsilciler, konsolosluk organları ve silahlı güçler gibi devlet otoritesini kullanan yetkili makamların ulusal sınırlar dışındaki işlem ve eylemlerinden de taraf devletlerin sözleşmeye göre sorumlu tutulabileceği, sözleşme organlarının içtihatlarıyla kabul edilmiştir. Aynı şekilde yer bakımından uygulanma alanına, taraf devletlerin bayraklarını taşıyan gemiler ve uçaklar da dahildir. Devletin milletlerarası ilişkiler açısından sorumlu olduğu diğer bölgelerde de sözleşmenin uygulanması için, onaylayan devlet AİHS’nin 56. maddesi uyarınca bu konuda teşmil beyanında bulunması gerekir. Sözleşmeye taraf olan birçok devlet, sözleşmenin sömürgelerinde de uygulanmasını sağlamak üzere bu konuda bildirimlerde bulunmuşlardır.

D. ZAMAN YÖNÜNDEN YETKİ (ratione temporis)

Uluslararası hukuka göre, kural olarak andlaşmalar geriye yürümez. Bu kural, mahkemenin zaman yönünden yetkisini belirleyen etkin bir kuraldır. Sözleşme yürürlüğe girmesinden önce olan olaylara uygulanmaz. Kuşkusuz AİHS’ye taraf olan her devletin sözleşmeyi onay tarihi aynı olmadığı için, sözleşmenin zaman bakımından uygulanması da devletlere göre değişmektedir. 11 nolu protokolden önce bir devletin sonradan bildirimde bulunarak bireysel başvuru hakkını kabul etmesi kural olarak o devletin sözleşmeyi onay tarihine kadar geriye ***üren (restrospective) bir etkiye sahiptir. Ancak devletler başvuru hakkını kabul ederlerken yaptıkları bildirimlerde, sözleşmenin, bildirim tarihinden sonra ortaya çıkacak ihlal olayları hakkında uygulanabileceğini beyan etmişlerdir. AİHS’ye taraf bir devletin sözleşmeyi onayladıktan sonraki ilk 5 yıl içinde sözleşmeyi feshetmesine izin verilmemiştir. Bu 5 yılı dolduran bir devlet, çıkma bildiriminde bulunursa, bu bildirim, bildirim tarihinden 6 ay sonra yürürlüğe girmektedir.

III. BAŞVURUNUN KABUL EDİLEBİLİRLİK KOŞULLARI

Mahkemenin ana görevlerinden biri, kuşkusuz kabul edilebilirlik koşullarına uygun olmayan başvuruları elemek ve koruma mekanizmasının sağlıklı işlemesini sağlamaktır. Kabul edilebilirlik koşulları, bir başvurunun esası bakımından incelemeye alınabilmesi için yerine getirilmesi gereken ön koşullardır. Bir başvurunun esası bakımından incelemeye alınabilmesi için iki koşul öngörülmüştür;

a) İç hukuk yollarının tüketilmesi,

b) Başvurunun 6 aylık süre sınırlamasına uygun olarak yapılması,

Yalnız bireysel başvurular için öngörülmüş koşulları ise

- Başvuranın kimliğinin belli olması

- Başvurunun mahkemenin yetkisi içinde olması

- Başvurunun daha önce mahkemece incelenmemiş olması

- Aynı konuda başka bir uluslararası yere başvurulmamış olması

- Başvurunun açıkça temelden yoksun olmaması

- Başvurun hakkının kötüyü kullanılmamış olması.

Yukarıda sıralanan kabul edilebilirlik koşulları sıra ile ele alınacaktır.

A. İç hukuktaki Başvuru Yollarının Tüketilmiş Olması

İç hukuk yolları tüketilmeden uluslararası bir kuruluşa başvurmama ilkesi, uluslararası hukukun ana ilkelerindendir.Buna göre uluslararası yargıya başvurmadan önce, yakınılan devlet hukukunca öngörülen tüm başvuru yollarının tüketilmiş ve olumlu bir sonuç alınamamış olması gerekir. Bu kural devletin egemenliğine ve yargı organlarının yetkisine saygı ilkesinden kaynaklanır. İç hukuktaki başvuru yollarının tüketilmiş olması şartının gerekçesi, bireye yapılan haksızlığın devletin iç hukuk düzeni çerçevesinde düzeltilebilmesi için sorumlu devlete bir fırsat verilmesi düşüncesidir. AİHM’e başvurmadan önce iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğunun getirilmiş olması, mahkemenin bireyin haklarını korumadaki ikincil rolüne de işaret eder. Tüketilmesi gereken iç hukuk yolları ulusal hukuk tarafından belirlenmektedir. Bir başvurucunun iç hukuk yollarını tüketmediğine ilişkin itirazda bulunmak ve başvurucunun tüketebileceği uygun ve yeterli iç hukuk yollarının bulunduğunu kanıtlamak, şikayet edilen devlete düşen bir sorumluluktur. Buna karşılık, başvuruda bulunan kişiler, başvuruyu yaparken iç hukuk yollarını tükettiklerine ilişkin bilgi ve belgeleri AİHM’ye sunmakla yükümlüdür. Bir şikayet iç hukuktaki başvuru yollarının tüketilmemiş olması dolayısıyla reddedilmemişse, şikayetçi mümkün olduğu taktirde daha sonra bu şartı yerine getirmek kaydıyla mahkemeye yeniden başvurabilir.

İç hukuk yolları genel olarak üç gruba ayrılır.

Bunlar yargısal, yönetsel ve siyasal yollardır. Siyasal yollar, sözleşme açısından tüketilmesi gereken iç hukuk yolları arasında yer almaz. İç hukuk yolunun, tüketilmesi gereken bir yol sayılabilmesi için, sorunun hukuksal olarak çözüme kavuşturabilmesi gerekir.Ayrıca bir yolun niteliği ne olursa olsun, tüketilmesi gereken yollar arasında yer alabilmesi için, sorunu yasal olarak çözmenin başvurulan yerin görevi içinde olması, sorunu çözüp çözmemenin kurumun taktirine bırakılmamış olması gerekir. Oysa siyasal yollar sorunun çözümünü siyasal organların taktirine bırakır. İlk derece mahkemesine başvuru, iç hukuktaki yargısal yolların tüketilmesi için ilke olarak yeterli değildir. Bununla birlikte, iç hukukta başka bir yargı yolu tanınmamışsa (Örneğin, temyiz yolu kapalıysa) ilk derece mahkemesine başvuru yeterlidir. Bir taraf devlet istinaf yada temyiz mahkemeleri kurmuş ise, iç hukuk yollarının tüketilmesi için bu yollara da başvurulmalıdır. Hukuk davalarında ve idari davalarda iç hukuk yollarının tüketilmesi için kararın düzeltilmesi yolu da kullanılmış olmalıdır. Buna karşılık ceza davalarında Yargıtay başsavcısından kararın düzeltilmesi istenince bulunmak, iç hukuk yollarını tüketmek için gerekli değildir. Yargılamanın yenilenmesi ve kanun yararına temyiz yolları da tüketilmesi gereken yargı yolları arasında yer almazlar. Mahkemenin çeşitli kararlarından anlaşıldığına göre mahkeme kimi durumlarda iç hukuk yollarının tüketilmesin zorunlu görmemektedir. Mahkeme eğer, iç hukuk yolunun etkisiz olduğu kanısına varırsa, iç hukuk yolunun tüketilmesinin zorunlu olmadığına karar verir. Yerleşmiş bir yargı içtihadına göre şikayetçinin aleyhine karar alınacağı belliyse, mahkeme iç hukuk yolunun tüketilmesinin engellenmesi, davanın ulusal yargı önünde sürümceme de kalması ve makul bir süre içinde sonuçlandırılmaması gibi kimi durumlarda, ilgili iç hukuk yolunu tüketmek zorunluluğundan kurtulur.

B. Başvurunun 6 Aylık Süre İçinde Yapılmış Olması

Sözleşmenin 35 (1) maddesine göre mahkemeye ancak iç hukuk kuralları çerçevesinde verilen kesin karar tarihinden başlayarak 6 aylık bir süre içinde başvurulabilir. Bu süre hak düşürücü bir süredir, kamu düzeniyle ilgilidir. Mahkeme, kendisine yapılan başvuruların süresi içinde yapılıp yapılmadığını kendiliğinden inceler. Süresi içinde yapılmayanları, kabul edilebilirlik aşamasında reddeder. Bu red kararı kesindir, başvuruyu sonuçlandıran bir karardır. Kural olarak 6 aylık başvuru süresinin başlangıç tarihi, iç hukuk yolunu tüketin nihai kararın alındığı tarihtir. İç hukuk yolunu tüketen nihai kararın alındığı tarih olarak kararın yazılı olarak bildirildiği değil, kararın öğrenildiği tarih esas alınır. Eğer karar başvurucunun da katıldığı bir duruşmada açıklanmışsa, 6 aylık süre, duruşma tarihinde başlar. Karar duruşmada açıklanmamışsa, kararın bildirildiği tarih, nihai kararın alındığı tarih olarak kabul edilir. Eğer sözleşmeye aykırı olduğu düşünülen bir eylem yada işleme karşı tüketilebilecek bir hukuk yolu yoksa, bu durumda işlem yada eylemin yapıldığı tarih 6 aylık sürenin başlangıç tarihidir. Sözleşmeye aykırılık bir yasadan doğuruyorsa, bu yasaya karşı başvurulabilecek bir iç hukuk yolu yoksa ve bu yasa “sürekli” bir ihlale yol açmıyorsa, bu durumda yasanın yürürlüğe girdiği tarihte başvuru süresi işlemeye başlar. Sözleşmenin ihlali süreklilik gösteriyorsa ve buna karşı başvurulabilecek bir hiç hukuk yolu yoksa, ihlal devam ettiği müddetçe AİHM’ye başvuru yapılması mümkündür.

Bireysel Başvurular Açısından Gerekli Şartlar

a) Dilekçe imzasız olmamalıdır. Başvurucunun kimliği belli olmalıdır. 35. maddede, dilekçenin imzalı olması şartı aranmaktadır. Dilekçede imza olmasa bile, diğer belgelerden şikayetçinin kimliği anlaşılabildiği durumlarda mahkeme başvuruyu kabul etmiştir.

b) Başvuru daha önce AİHM tarafından incelenmiş bir konu ile esas itibariyle aynı ise ve yeni bir bilgi içermiyorsa, ele alınmaz. Örneğin daha önce kabul edilmez bulunmuş bir başvuru yeniden yapılırsa reddedilir.

c) AİHM’ye yapılan bir başvuru, daha önce bir başka uluslararası soruşturma yada çözüm yerine sunulmuş bir konu ile aynı ise ve yeni bir bilgi içermiyorsa kabul edilmez. İnsan hakları alanında denetim görevi yapan uluslararası yargı organlarının sayısı fazla değildir. Bölgesel yargı organları dışında, bu konuda başvurulabilecek tek organ BM İnsan Hakları Komitesidir. Aynı konuda mahkemeyle birlikte bu kuruluşlardan birine de başvurulmuşsa, iç hukuktaki derdestlik durumuna benzer bir durum söz konusu olacağından, mahkeme bu tür bir başvuruyu geri çevirmek zorunda kalacaktır.

d) Başvuru sözleşme hükümleri ile bağdaşır nitelikte olmalıdır. Başvuru sözleşme kapsamında ve mahkemenin yetkisi içinde olmalıdır.

e) Başvuru açıkça temelden yoksun ise kabul edilmez. AİHM bu koşulu ancak işin esasına girerek değerlendirebilir.

f) Başvuru hakkının “kötüye kullanılmaması” gerekir. Bu koşul da yoruma hayli açıktır. Komisyon içtihatlarına göre, sözleşmenin koruduğu bir hak ve özgürlüğe ilişkin olmayan ve salt siyasal propaganda amacıyla yapılan başvurular, komisyon üyelerini yanıltıcı gerçekdışı bilgi içeren başvurular “başvuru hakkının kötüye kullanılması” olarak kabul edilmiştir.

IV. KABUL EDİLEN BAŞVURUNUN ESASTAN İNCELENMESİ

Kabul edilebilir bulunan başvurular esası bakımından incelenir. AİHM, gerek duyduğu taktirde bir soruşturma yapar. Başvurunun soruşturma evresi, iddia edilen olayların saptanmasını amaçlar. Soruşturma ile başvurunun konusunu oluşturan olayların gerçekliği araştırılır. Sözleşme, davaya üçüncü tarafın müdahalesi yolunu da tanımıştır. Bir sözleşmeci devletin vatandaşı bir başka sözleşmeci devlet aleyhine başvuruda bulunduğu taktirde, başvurucunun vatandaşı olduğu devletin davanın görülmesi sırasında yazılı görüşlerini sunma ve duruşmalara katılma hakkı vardır.

A. DOSTÇA ÇÖZÜM

Bir başvuru kabul edilebilir bulunduğu taktire, AİHM taraflar arasında dostça çözüme ulaşılması için girişimde bulunur. Dostça çözüm, başvurunun esası hakkında karar verilmeden önce, sorunun taraflar arasında uzlaşmaya varılarak sonuçlandırılmasıdır. Böyle bir çözüme ulaşırsa, dava kayıttan düşer, yani başvurunun esası incelemeye devam etmez ve dava sona erer. Bir başvurunun dostça çözüm ile sonuçlandırılabilmesi için yalnız taraflar arasında bir uzlaşmaya varılması da yeterli değildir. Aynı zamanda ulaşılan çözümün “sözleşme ve protokollerinde tanımlanan insan haklarına saygı” koşuluna uygun olması gerekir (md 38/1-b). Bu koşulun yerine getirilip getirilmediğini AİHM taktir edecektir. Dostça çözüm görüşmelerinin yöntemi gizlidir (md 38/2). Görüşmelerin içeriği yalnız tarafların ve mahkemenin bilgisi içinde kalır. Mahkemenin bu görüşmelerdeki rolü, dostça çözüme ulaşılması için taraflara yardımcı olmak, arabuluculuk yapmaktır. Bir başvuru hakkında dostça çözüme ulaşılması, çeşitli koşulların davalı devlet tarafından kabul edilmesiyle olur. Örneğin, davalı devlet başvurucuya tazminat ödemeyi kabul edebilir, ihlal iddiasının dayandığı idari işlemi kaldırabilir. Dostça çözüm kararı, davanın esası hakkında bir karar olmadığından, sözleşmenin çiğnendiği anlamına gelmez. Bir devlet dostça çözüm yoluna genellikle mahkeme tarafından mahkum edilmemek için gider. Başvurucunun, davalı devletin kendisine önerdiği dostça çözüm koşullarını kabul etmeyip davaya devam edilmesini istemesi halinde başvurunun esası hakkında karar verilmesi gerekir.

Mahkemenin etkinlik derecesi devlet şikayeti veya bireysel başvuru olmasına göre değişecektir. Devlet şikayetlerinde taraflar aşağı yukarı, eşit düzeyde olduklarından, mahkeme daha pozitif bir rol üstlenebilir. Bireysel şikayetlerde, şikayetçi devlet karşısında daha zayıf durumlarda olacağından, dostça çözüm önerisinin kabul edilip edilmemesinde kendisinin mahkeme tarafından yönlendirilmesi doğal sayılmalıdır.

B. Davanın Esası hakkında Karar Verilmesi

Kabul edilebilir bulunan bir başvuru dostça çözüme ulaştırılamazsa AİHM davanın esası hakkında bir karar verir. Sözleşmenin ihlal edildiği saptanırsa ve davalı devletin iç hukuk bu ihlalin düzeltilmesine izin vermiyorsa zarar gören tarafa hakkaniyete uygun bir tazminatın ödenmesine de hükmedebilir (md. 31)

Mahkemenin ihlal kararını verirken bir yasayı kaldırma, idari işlemi iptal etme yada yargı kararını bozma gibi yetkileri yoktur. Bu şekilde ödenecek tazminat, şikayetçinin uğradığı maddi ve manevi zararlarla iç başvuru yollarının tüketilmesi dolayısıyla yapılanlar da dahil, AİHM önündeki masrafları da kapsar. Başvuran uğradığı maddi ve manevi zararlarla yaptığı masrafları kanıtlamak zorundadır. Bu zarar gerçekten uğranılan zararları, olayların doğal akışına göre mahrum kalınan kârı da kapsar. Mahkemenin kararı kurcu değil, tespit edici nitelikte bir karardır. Mahkeme kararı yalnız şikayet edilen devlet açısından bağlayıcıdır. Ancak kararla, ilgili devletin ne iç hukuk düzeni değişebilir, nede devlet organlarının yapmış olduğu bir işlem ortadan kaldırılabilir. Mahkemenin kesin nitelikteki kararları bağlayıcıdır. Devlet bu karara uymak zorundadır. 11 nolu protokol Bakanlar Komitesinin başvuruların esası hakkında karar verme yetkisini kaldırmış olmakla beraber, kararların yerine getirilmesin denetim yetkisin yine Bakanlar Komitesine vermiştir. Günümüzde sözleşme sisteminde Bakanlar Komitesinin sahip olduğu tek yetki de sözleşmenin 46. maddesi ile kendisine verilen bu denetim yetkisidir.

Mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi durumunda, kararları yerine getirmeyen sözleşmeci devlete karşı herhangi bir yaptırım sözleşmede öngörülmemiştir. İnsan hakların saygı yükümlülüğünü ihlal eden bir taraf devlete karşı tek yaptırım, Avrupa Konseyi statüsünün 8. maddesinin uygulanarak, Konsey üyesi bir devletin Konseydeki temsil haklarının askıya alınması yada konseyden çıkarılmasıdır.

V. MAHKEMEYE NASIL BAŞVURULUR

- Mahkemeye ancak, bir kamu otoritesinin sorumluluk alanına giren işlemlerinden dolayı şikayette bulunabilirsiniz, mahkeme özel kişilere veya kuruluşlara karşı yapılan şikayetlere bakmaz.

- Nihai kararın alındığı tarihten başlayan 6 aylık süre mahkemeye sunduğunuz ve özet olarak da olsa şikayetinizin konusunu açıkladığınız ilk mektupla veya doldurulmuş başvuru formunun gönderilmesiyle kesilir. Sadece bilgi isteyen bir mektup 6 aylık süreyi kesmez.

- Mahkemenin dilleri Fransızca ve İngilizce’dir, ancak size daha kolay geliyorsa, mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü’ne sözleşmeyi imzalamış devletlerin resim dillerinde de yazabilirsiniz.

- Mahkemeye faksla veya elektronik posta ile yapılacak başvurular daha sonra posta ile gönderilecek başvuru metniyle teyid edilmedikçe geçerli sayılmayacaktır.

- Şikayetinizi sözlü olarak açıklamak için Strasbourg’a şahsen gelmenize gerek yoktur.

Başvurunuzla ilgili bütün yazışmalar aşağıdaki adrese gönderilmelidir.

- Registry of European Court of Human Rights

Council of Europe

FCE 67075 STRASBOURG CEDEX

- Monsieur le Greffier de la Cour europe’enne des Droits de I’Homme Conseil de I’Europe

FCE 67075 STRASBOURG CEDEX

- İlk mektubunuzun veya başvuru formunuzun alınmasından sonra, Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü size cevabında, adınıza geçici başvuru numarası taşıyan bir dosya açıldığını bildirecektir.Bu numara, daha sonraki bütün yazışmalarda yer almalıdır. Daha sonra, sizden şikayetinizle ilişkin belge, bilgi veya tamamlayıcı açıklamalar talep edilebilir.

- Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü ile yazışmalarında sizden istenenleri zamanında ve tam olarak yerine getirmeniz yararınıza olacaktır. Yanıt vermemeniz veya her türlü gecikme dosyanızı takip etmediğiniz yönünde bir değerlendirmeye yol açabilir.

Mahkeme başvurunuzun hazırlanması amacıyla avukat tutmanız için adli yardım vermez. Mahkeme önündeki usulün ileri aşamalarında (başvurunun davalı hükümete yazılı görüş alınması amacıyla iletilmesi kararı) avukat tutmak için maddi imkanınız yoksa ve mahkeme davanızın görülebilmesi için gerekli buluyorsa, adli yardımdan yararlanabilirsiniz.

SONUÇ

AİHS’nin en önemli özelliği çok ve özgürlükler kataloğunu oluşturmasının yanında, oluşturmasının yanında, oluşturduğu bu hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlayacak bir denetim mekanizması da öngörmüş olmasıdır. İnsan Hakları İhlalleri karşısında arzulanan şekilde etkili bir koruma imkanı, diğer hiçbir insan hakları sözleşmesinde bu kadar iyi ve geniş kapsamlı bir şekilde öngörülmemiştir. Bu, AİHS’nin benzeri olmayan ve devamlı olarak hakları ön plana çıkartan özelliğini oluşturmaktadır.