PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : kadın filozoflar...



EğitimCafe
30-Jun-2010, 23:48
(370 - 415)

filozof, gökbilimci, matamatikçi



Matematikçi Theon'un kızıydı ve babasıyla birlikte matematik çalıştı. daha sonra genç Plutarch ile çalışmalarına devam etti. İskenderiyede, Neoplatonist felsefe Okulunun başı oldu ve matematik, gökbilimi konularında yazılar yazdı. güneşi, ay ve yıldızları gözlemleyen, ölçümler yapan "astrolob'un" mucidi olarak da bilinir.



Tarihte kadın olarak saygı duyulacak, izler birakmış biridir.





Hiristiyanlar tarafindan kadın olduğu ve dine olan inançları hiristiyan başpiskoposunun inançlarına benzer olmadığı için (pagan) ders verilmesine de karşı çıkıldı. 415 yılında hıristiyanlar tarafindan öldürüldü.



Hypatia, İsa'dan sonra 400'lü yıllarda İskenderiye'de yaşamış, geometri ve psıkoloji eğitimi almış, ileri matematik dersleri vermiş bir pagandi. 415'te Hıristiyan keşişler tarafindan linç edilerek öldürüldü. Bu olay özellikle Aydınlanma döneminde popülerleştirilerek bir Hypatia efsanesi haline geldi. 'Sanatla süslenmiş, duygusallık ve ideolojik önyargılarla çarpıtılmış' bu efsane günümüze dek varlığını sürdürmüştür.



Aydınlanma döneminde Hypatia efsanesi bir sembol olarak kullanılmıştır: Hypatia, "Hıristiyan bağnazlığının masum bir kurbanı; öldürülmesi ise, Yunan tanrılarıyla beraber, sorgulama özgürlüğünün de ortadan kalkışının bir simgesi olarak ele alınmıştır." Kiliseye muhalefetiyle tanınan Aydınlanmanın ünlü düşünürü Voltaire, Hypatia'yi 'kilise ve vahiyle gelen dine olan başkaldırısını' dile getirmek için kullanmıştır. Hypatia figürü kilise yandaşları tarafindan da sıkça kullanılmıştır. Tabiî ki bu eserlerde Hypatia "Hıristiyanlığa karşı korkunç bir kin besleyen", hoşgörüden uzak, kocasını genç erkeklerle aldatan, ahlâksız kadın imgesiyle sunulur. Her iki imgelemede de gerçekle kurgu birbirine karışmıştır. Daha sonraki eserlerde bu iki imge sentezlenmeye çalışılmıştır.



1827'de İtalyan bir şair Hypatia efsanesini kurgusal bir yaşam öyküsüne dönüştürür. Burada Hypatia'nin yaşamına ait ögeler İskenderiyeli Azize Catherine efsanesiyle iç içe geçer.



Çok ironik görünse de Hypatia İsa ile özdeşleşiyor, her ikisi de öldürülüşleriyle sehitlik mertebesine çıkıyorlar. Ne de olsa Hypatia "yiten bir uygarlığın; sanatla doğaüstü, tanrısallıkla maddecilik, ruhla beden arasında kusursuz bir uyum kuran Yunan dünyasının kurtarılması için verilen savaşımın son kurbanıdır."



Hypatia figürü edebiyatta yeni bir boyutla da sunulacaktır, Hypatia'nin katledilişi anti-feminist bir harekettir: "Açıktır ki Hypatia'nin gördüğü eziyet büyük ölçüde bu küstahça ve bâtıl kadın düşmanı eğilimden kaynaklanmaktadır (...) önceleri özgür, düsünsel olarak bağımsız ve üretken olan kadınlar baskıyla susturulmuslardır."



İskenderiye Başpapazı St. Cyril (MS 315-386), hıristiyanlığın temel inanışlarını anlatırken, ve örneğin dünyanin dört çevresi itibariyle duvarlarla çevrili bulunduğunu ve düz olduğunu, ya da Meryem ana'nın bakire olarak İsa'ya hamile kaldığını ve bunun bir tanrı mu'cizesi olduğunu, ya da müspet ilme aykırı buna benzer şeyleri dinsel gerçekler diye açıklarken, o dönemin çok ünlü bir matematikçisi olan Hypathia (MS 370-415), eski Yunanın akılcı bilimlerini öğretmekle meşguldu.



Kuşkusuz ki akılcı verilerin belletilmesine müsamahakar kalmak Kilise bakımından pek tehlikeli bir şeydi. Bilindiği gibi Kilise o tarihlerde artık hiristiyanlık devlet dini haline girdiği için tam manasiyle güçlenmiş sayılırdı. Tehlikeyi sezdiği içindir ki, Hypathia 'nin hakkından gelebilmek icin St.Cyril' e destek oldu. Günlerden bir gün Hypathia yakalatıldı, çırıl çıplak soyularak din adamları tarafindan sokaklarda dolaştırıldı, saçlarından sürüklenerek bir Klise'ye sokuldu ve orada vucudu param parça edilerek etleri kemiklerinden ayıklandı ve kalan kisimlar ateşte yakıldı.



Bu vahşet olayı sonucu olaraktır ki eski Yunan'dan gelme akılcı bilimlerin okutulmasına paydos dendi, ve Tanrı sözleri diye bilinen İncil dışında gerçek aranamayacağı ilan edildi; böylece akılcı düşün geleneğine kesin olarak son verildi. Böylece Klise, akılcılığa karşı başlatmış olduğu üç yüz yıllık savaşı tam bir zaferle süslemiş oldu. Batı artık "Karanlık çağ" dönemine girmiş oluyordu; bundan böyle din doğmaları ilm'in ve ahlak'ın kendisi sayılacaktır. Bu dönem bin yıl sürecek ve bu süre boyunca akılcı usullerle ilim yapmak isteyenler cahil diye damgalanacak, dinsiz diye suçlandırılacak, zindanlara atılacaktır.



Eski Yunan'dan kalma akılcı bilim verileri yalan sayılacak, unutturulacaktır. Ancak ne var ki "imancılı'ğın", "akılcılığa" galebe çalmasıyle oluşan bu Karanlık Çağ, bin yıllık bir sapmadan sonra, tekrar eski Yunan kaynaklarına kavuşulmakla, ve daha doğrusu "gerçeklerin" din kitaplarında değil faka akıl verilerinde yattiğının anlaşılmasiyle son bulacaktır.



Bilimsel Başarıları



Babası tarafindan çok iyi eğitilen Hypatia, hiç evlenmemis ve "Antik ideale uygun "salt bilim yapan kadın" idealine uygun bir yaşam sürmüştür.



Bütün dinlerin temsilcilerine ders vermiş ve saygınlığını hep korumuştur.



Kilise tarafindan "inançsız kadın" olarak görüldüğünden, vahşice öldürülmesinden sonra onunla ilgili her kayıt ve belge de özellikle yok edilmeye çalışılmıştır.



Öğrencilerinden Kyrene'li Synesios'a yazdığı mektuplar günümüze kadar gelebilmiştir.



Cebirin babası sayılan Diophant'in Aritmetica'sına yaptığı 13 ciltlik yorum en önemli yapıtlarındandır.



Elips kesitler hakkında 8 ciltlik bir çalışmanın yazarıdır.Buna dayanarak, düzensiz gezegen yörüngelerinin hesabı yapılabilmektedir.



Pagan felsefesi Hiristiyanlar için dinsizlik olduğundan Hypatia'nın tüm felsefi görüşlerini içeren yapıtları yok edilmiştir.



*****************************



Özgür düşündüğü için linç edilen bu kadını en güzel anlatan Zitelmann (1988,s.277)şöyle diyor....



"Hypatia, sonradan cadı kovalamaları ile kana susamışlık derecesine varan kadın düşmanlığının ilk kanlı kurbanı olmuştu. Hypathia, adsız yüzbinleri temsil ediyor. Bu yüzden onun adının tarihten silinmemesi gerekir."











PYTAGORASCI KADINLAR (i.ö. 5 yy)



Sisamlı filozof Pythagoras'ın başlattıgı öğretilerde "yaşamın temel amacı ruhun saflık ve dindarlıkla temizlenmesi yoluyla, ölüm ve yeniden doguş ebedi çemberinde var olmak"tı. Pitagorascılık sırların çok sıkı bir şekilde saklandığı, gizli bir tarikattı. Bütün buluşlar ve bilgiler o cemaatin malı sayılıyordu. Bu cemaatte 300 kadar insan vardı ve yaklaşık 28 tanesinin kadın oldugu yazılmıştır.



Halk arasında nüfuzlu kişileri ve yerel yönetimi etkilediklerinden dolayı halkın kışkırtılmasıyla bir eylem yaratılmış ve pitagorascılara ait okullar, kitaplar, kayıtlar yakıldı, üyeler öldürüldü. dagılan tarikatın başına o eylemlerde öldügü söylenen Pythagoras'yn eşi Theano geldi.





THEANO: Toplulugu kızlarıyla birlikte (Damo, Myria ve Arignote) bir arada tutmaya çalıştı. Pitagoras ögretisi Yunanistan'dan Mısır'a kadar yayıldı. Theano bir yandan kocasının düşüncelerini yazıp yayarken bir yandan da kendi düşüncelerini yazıyor ve halka anlatıyordu. Theona kocası gibi degerli bir matematikçi oldugu gibi, tıp, fizik, çocuk psıkolojisi alanlarında da çok bilgili bir bilim kadınıydı.



Krotonlu Theano, felsefe tarihinde ilk kadın filozof olarak görülür. Pythagoras gibi sert ve ciddi bir düşünürü erdemleriyle ve zekasıyla etkileyip evlenmiş ve onun prensiplerini kızlarıyla birlikte yaymıştır. Theano'nun bıraktıklarının başında "Felsefi bir Araştırma", "Dindarlık Hakkında" ve gelir...



Theano Pythogoras felsefesini kadın erkek ilişkilerine ve evlilik kurumuna aktarırken kadına öncelikli olarak ,evlenmeden önce bekareti, evlilikte ise iffet ve sadakati şart koşuyordu. Sadakatin en önemli tamamlayıcısı olarak da, kadının görevinin eşini her yönden mutlu kılmak olduğunu bunun temelinde de ılımlılık yattığını söylemekteydi. Evdeki düzenin aksamadan yürümesini sağlamak kadının görevi idi. Zira ancak ev düzeni aksamadan yürürse Pythogoras felsefesinin en önemli düşüncesi "uyum" sağlanabilecekti. Ve kadının kendine atfedilen görevleri yerine getirmesi sayesinde ruhu bedeninden ayrılmasının ardından ölümsüz olarak sonsuz uyuma katılabilecekti

Theano, bugün bizlere oldukça eşitsiz gözüken kadınların toplumdaki yerleri konusundaki fikirleri ile eşinin okulunda oldukça büyük başarılar elde etmiş ve antik çağın ilk düşünebilen kadınlarının arasına adını yazdırmayı başarmıştır.



Ardından gelen kızlarından Damo ailenin tek asisi olarak ailesinin inandıklarını reddetmiş ve zor bir hayat sürdürmüştür. Ancak diğer iki kız annelerinin izinden giderek babalarının antik dünyaya armağan etmiş olduğu düşünce üzerinde görüşler üretmişlerdir. Arignote annesinin bir vokali gibi kalmış olsa da Myia toplumdaki kadınlara aileye yeni katılan bir bebek olduktan sonra yapılması gerekenlere dair önerilerde bulunmuş, annesi gibi düşüncesinin temeline eşe ve çocuklara karşı ılımlılığı yerleştirmişti.



Theano'dan bize kalanlar arasında şu sözü çok dikkat çekicidir: "Bir şey hakkında konuşmak güzelse, susmak çirkindir; ve hakkında konuşmanın çirkin oldugu yerde, susmak daha iyidir."



Eserleri:



"Life of Pythagoras": (Pitagorasın Hayatı...kayıp)



"Cosmology" (kozmoloji)



"Theorem of the golden mean" (Teoremler)



"Theory of numbers" (sayı teoremi)



"Construction of the universe" (Evrenin yaradılışı)







Pythogoras okulunun tek kadınları Theano ve kızları değildi elbette. Pythogoras'ın kızkardeşi olduğu düşünülen Themistocle Apollon Delphi Tapınağının baş rahibesiydi ve tanrılardan gelen mesajları yorumlayarak insanlara aktarmaktaydı. Bir diğer Pythogorasçı kadın düşünür ise Melissa'dır. Melissa ile ilgili bilgiler sınırlı olmakla birlikte kendisinin kadınların giyim kuşamları ile ilgili fikirler öne sürdüğü bilinmektedir.

Pythogoras okulunun filozof kadınlarının dışında bilinen bir diğer kadın düşünür ise Thales'in annesi Cleobulina'dır. Cleobulina M.Ö.600'lerde yaşamış ve felsefi bilmeceler yazmıştır. Bu bilmeceleri sayesinde de antik çağın ilk büyük filozofu olarak kabul gören oğlundan "akıllı kadın" payesini almayı başarmıştır.







PLATONCU KADINLAR

(Axiothea ve Lasthenia)



Platon, Socrates'in ögrencisi olarak onun ölümüne kadar yanında kalmış ve daha sonra Atinayı terkederek ancak yıllar sonra geri dönmüştür.



Felsefeyi bir bilim düzeyine çıkarmayı amaçlamış ve kendi kurdugu okulda, academos'ta dersler vermeye başlamıştı. Onun derslerine sadece erkekler degil, kadınlarda geliyordu. Bu kadınların içinde, ilk sıralarda kızkardeşi Potone, Speusippos'un annesi vardı. Axiothea ve Lasthenia çok sonraları, farklı yerlerden gelerek Plato^'un ögrencisi olmuşlardır. Bir rivayete göre, bu iki kadın Academos'a girebilmek için erkek kılığına bile giriyorlar ve o sıralar çok yaşlanmış olan Platon'u dinledikleri gibi Speusippos'u da dinliyorlardı.



Axiothea hakkında günümüze kalmış çok az bilgi vardır. Daha sonraları, Axiothea'nın felsefe hocası oldugu ve fizikle, doga bilimleriyle uğraştığını kayıtlarda görebiliyoruz. (Poesition, J (1985). "Platonische Schedule". Norden.)



Lasthenia, ünlü bir filozof kadın olarak Speusippos ile duygusal yaklaşımı, onun felsefi ününü gölgede bırakmıştır









MİLETLİ ASPASYA

(Y.Ö. 460-401)

Socrates Diotima gibi kendisinin bir başka hocasının daha kadın oldugunu söyler. Bu hoca Miletli Aspasia'dır.



Aspasia çok iyi eğitim görmüş, Axiochus'un kızıydı. Yirmi yaşlarında nedeni bilinmemekle birlikte, Atinaya gelmiş ve kendinden 30 yaş büyük olan Perikles'i tanıyıp bir müddet sonra da onun yasal olmayan eşi olmuştur. Bu yasal olmama durumu kanunlardan dolayı görünümde olmuştur.



O dönemin en büyük kanun yapıcısı olan Perikles kısa bir süre önce "yabancılarla evlenme yasagı" getirmiş ve bir müddet sonra Miletli Aspasia ile karşılaşmıştır. Bu yabancı kadının akılcı ve tutarlı davranışlarından, zekasından etkilenerek eşinden ayrılır ve Aspasia ile evlenir. Bu evlilik kanunlar karşısında yasal olmamasına rağmen evlilikleri hep devam eder.



Aspasia'nın hayatı belli başlı 2 kaynakta ele alınmıştır. Bunlardan bir tanesi, Antik çağ'ın komedi yazarlarının anlatısıdır. Komedi yazarları devirlerinde sarkastik ve yıkıcı eleştirileri ile dikkat çeken bir usluba sahiptiler ve Aspasi'yı acımasızca eleştirmişlerdir. hatta bu "fahişe" olarak yorumlamaya kadar gitmiştir.



Öte yandan, diğer bir anlatı kaynağı olan Sokratikler Aspasia'yı bambaşka bir şekilde betimler. Onun çok iyi bir felsefe hocası olduğu yazılıdır. Xenephon, "Socrates'den Anılar" adlı yapıtında ondan saygı ile söz eder.



Aspasia böylesine karşıt uçlar arasında, hem konuşma sanatı hem de çok iyi derecede felsefe bilgisi olan, özgür ruhlu bir kadın olarak her zaman tutarlı davranışlarına devam etmiştir. Perikles'in politikası üzerinde büyük etkisi olduğu ve onun bazı konuşmalarını yazdığı yazılıdır. Bunlardan en ünlüsü, "Peloponez Savaşları'nda" ölenler için yapılan törendeki konuşmadır.



Aspasia, o dönemde Atina'da zamanın etkili erkekleri ve eşlerinin devam ettiği bir salon açmıştır. sanatçılar, devlet adamları, Anaxagoras,

Archimed, Sophokles, Socrates gibi bir çok filozof bu yerin devamlı konuklary olmuşlardır. Atinada ilk kez bir kadının başlattığı böyle bir oluşum komedi yazarlarının Aspasia'ya saldırmalarında büyük bir etken olmuştur.



Komedi yazarları Aspasia ile ilgili pek çok şey söylemişlerdir ama onunla ilgili cinsel kimliğine dil uzatmamışlardır çünkü böyle bir söyleme halkın kesinlikle inanmayıp kendileriyle alay edeceklerini bilmekteydiler. Aspasia kocasına , Perikles'e sadık ve iyi bir eş, yardımcıydı bu yüzden Aspasia'yı tanrı tanımaz olarak lanse edip hakkında dava açacak kadar ileri gitmişler ve Perikles'in bir eş olarak yetersizliği ile bu aileyi yıkmaya kadar çaba sarfetmişlerdir. Perikles karısını mahkemede savundu ve Aspasia mahkemece suçsuz bulundu.



Perikles'in ölümünden sonra, Aspasia eski bir dostları olan Lysıkles ile evlenir ama eşi 1 yıl sonra savaşta ölür. Bu sırada Aspasia'nın açtığı yer hala açıktı ve çok ilgi gören bir yerdi. Socrates ögrencilerine bu yeri önerir ve bu ögreti merkezinde saygınlık hep devam etti.



Socrates Aspasia'yı şöyle anlatmıştır..



"Eğer 2. kocasının ölümünden sonra tamamen yalnız kalan bu kadının, kendisine , zamanın dar görüşlü Atina'sında, o zamana kadar duyulmamış bir mevki sağlamış olduğu düşünülürse, bu başarı, hatta bizim zamanımızda bile, ona saygı duyulmaya hak kazandırır." (Schachermeyr, 1969, s.96)